Tarihte Yürümek…

Mehmet Semih Söylemez

Arada bir; yosun kaplı, işlenmiş bir taşın başında zaman geçirmek,

Arada bir; dağın yamacını karşısına almış tiyatronun taş basamaklarına uzanmak,

Arada bir; su sarnıçlarına bakıp akıl yürütmek,

Arada bir; sütunların, duvarların, kemerlerin içinden geçen taş kaplı yollarda, sadece kendi ayak sesini dinlemek…

Arada bir; bir antik kentin içindeki meşe ağacının gölgesinde, kendi gölgeni aramak,

Arada bir; yıkılmış bir sütunun üzerine uzanıp, gökyüzündeki kuşları izlemek,

Arada bir; doğduğun sokaklarda anılarını aramak,

Arada bir; öğrenciliğinde notlar aldığın defteri karıştırmak,

Arada bir; üretim yapmış olduğun ilk makinenin başında zaman geçirmek,

Arada bir; bu yaptıklarını arkadaşlarınla yapmak, tarihle bugünü konuşmak,

Arada bir de; sadece kendinle zamanda ve tarihte yürümek…

Tarih; düne ait olmasına karşın, bugünü ve geleceği de içinde barındırır.  Onları içinde saklar ve isteyene gösterir ya da verir…

Tarih bazen çok uzak, bazen çok yakın zamanlardır.

Tarihe dair olanların bir kısmı hiç tanımadıklarımıza, bazıları da sadece bize aittir.

“Tarihte yürümek”; tüm insanlığın biriktirdiği zamanın üzerinde  yürümektir. Tarih bu yürüyüşe bir aura içinde izin verir. Aura yoksa yürüyüşte yoktur.

Tarihin aurası, insanı; bazen şekillendirilmiş bir taş parçasında, bazen koca bir kentte, bazen de anılarla dolu bir nesnede içine alabilir.

Yeter ki, insan tarihe sadece tarih olarak bakmasın…

O nedenledir ki, tarihe bazen kitapla, bazen mekanlarda, bazen de “hiç bir şey de” yürümek, tahminlerin ötesinde bugüne ve yarınadır…

Kritik eşik, dünde yürüyüp, dünde kalmaktır.

Geleceği tasarlayan insan; dünde yarına yürüyendir…

Dünyanın en güzel tarihi kentlerinden Termessos, hafta sonu bana bunları düşündürdü…

 

Bir önceki yazı Ayna…

 

 

Yorum yapın