Ölüm İyiliği*

Bazen hayranlıkla seyrettiğimiz dev ağaçlar ile ilgili olarak; “kim bilir kaç yüzyıldır burada. Bir o kadar daha yaşar.” diye düşünürüz. Sonra ufak bir rüzgarda o ağaç devrildiğinde şaşkınlıkla; “nasıl olur bu” dediğimiz çoktur.

Bizi yanılgıya düşüren, dış görünümlerdir.

Ağacın cinsi, koşulların zaman içinde oluşturduğu olumsuzluklar ve her şeyin yanında ömrün sınırlılığı ağacın içini kemirir ve çürütür. En ufak bir müdahalede ise ağaç kırılır, devrilir…

Keşke bakışlarımız aynı zamanda röntgen gibi bir görmeye de sahip olsa. O zaman dış görünümün örttüğünün arkasını da görmüş oluruz.

Kurumlar da ağaçlar gibidir. Kuruluşundan itibaren gelişimlerine bağlı olarak, ağaç cinslerinden birine benzemeye başlarlar. Kimisi sedir ağacı gibi sert, dayanıklı ve uzun ömürlü, kimisi ise; bazı tropikal ağaçlar gibi, görüntüsü çok güzel, ancak köksüz ve kısa ömürlü olurlar.

Ağaçlar genetik kodlarından dolayı, cinslerini belirleyemezler. Oysa kurumlar, tasarlanabilir ve değiştirilebilir özelliktedirler. Onu tasarlayan bireylerin “niyet”i, nasıl bir gelecek inşa edeceklerini belirler. Bu yüzdendir ki, dışarıdan görünen ile içerisi paralel özelliklere sahip olmalıdır.

Dengesiz her büyüme ve gelişme, “çürüme” için daha “nemli” bir ortam kurgulamak anlamına geliyor.

Balon iyi bir göstergedir. Balonu ne kadar çok şişirirseniz, çeperi o kadar incelir ve bir süre sonra patlar. Bütün büyümeler risk taşır. Önemli olan hesaplanabilir bir risk almak ve ona göre davranış geliştirmektir.

Yoksa yaşanan iyi günlerin, “ölüm iyiliği” olduğunu anladığımızda iş işten geçmiş olur…

 

*Hasta insan, ölmeye yakın bir iyileşme yaşar. Bu ölüm öncesi geçici bir iyiliktir.

 

Bir önceki yazıKeyfin veresiyesi olmaz!

 

6 Cevap “Ölüm İyiliği*”

  1. HandeCnlkn (@mandalinarossas) :

    O halde ZARFa değil; Mazrufa Bakalım. “Bizi yanılgıya düşüren, dış görünümlerdir” @DuygusalSermaye http://t.co/AtPVIMns

  2. Serpil Gürbüz :

    Mehmet Bey,
    Firmanızda çalıştığım 5 senelik süreçte firmamın “sedir ağacı gibi sert, dayanıklı ve uzun ömürlü” olduğunu gördüm ve görmeye devam ediyorum. Çok önemli kriz dönemleri yaşadık. Bazı tropikal ağaca benzeyen firmalar dayanmak için elemanlarını feda ederken AGT A.Ş. akılcı tedbirlerle hem elemanını korumaya çalıştı hem de önemli yatırımlara imza attı. Hala da yatırımlarına devam etmekte ve yeni iş olanakları sağlamaya devam etmektedir. Firmamla her zaman gurur duydum ve duymaya da devam edeceğim. Her firmada elemanlarda sıkıntılar olmaktadır. AGT A.Ş. bunları da psikolog yardımıyla anlamaya ve elemanlarına destek olmaya devam etmektedir. Elemanlarını eğiterek onların AGT ailesine dahil olduğunu hissettirmeye çalışmaktadır. Bilinç değişmektedir ve değişmeye devam edecektir. İlk geldiğim AGT ile şimdiki AGT arasında inanılmaz gelişme var. Bu da çalışan kalitesiyle de ilgilidir. İşe alınan elemanlar (arada çürük elmalar mutlaka olacak ki zamanla onlar zaten eleniyor) gerçekten seçilmiş elemanlardır. 5 yıllık çalışma hayatım boyunca bir bayan olarak gerçekten iyi mücadele verdim ve vermeye de devam ediyorum. Yeni arkadaşlarımızın sisteme kazandırılmasına da çalışıyorum. Bana bu gücü ve desteği veren firmamdır. Sizlere gerçekten teşekkür ediyorum.

  3. Mustafa Emre Okudan :

    Öncelikle yazılarınıza başladığınız günden beri keyifle takip ediyorum ve insanlara faydalı olduğunuzu düşündüğüm için sizlere minnetarım. Bu şekilde bilgisinin zekatını veren iş adamlarına millet olarak çok ihtiyacımız var. Bu yazınızda da içimizdeki boşluğu bilgiyle olduğu kadar maneviyatlada doldurmamız gerektiğini, röntgen gibi iç alemimizi gören Yaratanımıza karşı yapmamız gerenkenleri de yapmakta hassasiyet göstermemizi bizlere hatırlattığınız için ayrıca teşekkür ediyorum. Açık olan yolunuza engelsiz devam etmeniz temennisiyle…

  4. Ülkü Yüce :

    Mehmet Semih Söylemez yazılarını takip edenler, kendisine AGT Ceo’su ya da bir işadamı profilinden farklı anlamlar yükleyecektir. Olması gereken şirket-çalışan ilişkisini tasvirleyen ve kuruluşların psikolojik yapıları hakkında fikir vererek onların yaşayan siluetlerini zihinlerde canlandıran bir birikim olan Duygusal Sermaye’yi bir akım, güçlü kalemi ve pozitif bakış açısıyla Mehmet Semih Söylemez’i de bu akımı ileten olarak görebiliriz. Bu yazıda, şirketlerin büyüme-gelişme hamleleri ile bunlara ait risk paydalarının, var olmaya devam etmekle yok olmak arasındaki ince çizgide oynadıkları rol profesyonel bakış açısıyla değerlendirilip klavuz niteliğinde paylaşıma sunuluyor. Oldukça faydalı ve göz ardı edilmeyesi tavsiyelerin kaynağı bu birikimi alkışlıyor, çok daha fazla okunması ve bilinmesi gerektiğine inanıyorum. Paylaşmak bilginin zekatı olduğu gibi, okuyan olarak paylaşmak da en samimi teşekkürdür. Dahasını bekliyor ve tüm Sosyal Medya kanallarına iletiyorum, teşekkürler ve tebrikler…

  5. Zeliha Keser :

    Bir şirketin köklü olmasının bir nedeni de bence çalışanlarınızın ilk başta size güvenmeleri ve bu güveni sizin zaten oluşturduğunuzdan hiç şüphem yok. Ben daha yolun çok başındayım fakat böyle hiç bir zorlukta yılmamanız en içten temmennim.
    Elbet bir çocuk doğar, apalamaya başlar derken yürümeye çalışırken arada bir tökezleyip düşer fakat yürümeye alıştıktıktan sonra da koşmaya başlatmak gerekli bakarsın iyi bir koşucu olur o bebek ve bir bakmışsın birinci olmuştur. Şirketlerin doğuşunu da ben bizim yaşantımıza çok benzetiyorum. Nasıl büyütürsen o bebeği öyle gider. Daimi başarılarınıza…
    Saygılarımla…

  6. umut uysal :

    demek ki neymiş;büyük ütopyalar ve büyük dağlar içerden çürürmüş…dış görünüş bir şeyi ifade etmezmiş…

Yorum yapın