Hazır, Hızır, Huzur…

Mehmet Semih Söylemez

Türkçe deyişlerimizin en güzel ve anlamlılarından biri; “kul sıkışmayınca, Hızır yetişmez”dir. Bu deyişten çoğunlukla; dara düşen, sıkıntıda olan insana, mutlaka bir ışık olacak yol kendiliğinden açılır gibi yanlış anlam çıkarılır.

Evet… sıkıntıya düşen insana bir kapı açılır. Ancak o kapının açılması için insanın, kapının arkasındaki engelleri kaldırması gerekir.

Emek harcamadan, çaba göstermeden, ne ışıklı yollar çıkar, ne de Hızır kapıyı çalar.

Yani meşhur fıkrada olduğu gibi; piyangodan ikramiye çıkmasını istiyorsan, önce bilet almak gerekiyor…

Kısacası koşulları oluşturmak, işin olmazsa olmazı.

Bu hayatın tüm alanları için geçerlidir. Hayat; her insana; aslında birtakım kapılar açıyor. İlginçtir ki çoğu insan, açılan kapıların farkında olmadan, hayat denilen büyük yolculuğu bitiriyor. Çoğu kişi de  kapılar açılsın diye kapıların önünde oturuyor. Oysa kapılar, kapıların açılacağının farkında olan zihinlerde açılıyor. Yani kısaca insan hazır olduğunda kapıların açıldığının farkına varıyor.

İş yaşamında “zihinlerin hazır hale getirilmesi” sadece insan ilişkileri, insani olanla sınırlı değildir.  Onun ötesinde hayata dair her şey bunun içine girer.

Çoğu zaman çözüm denildiğinde; kağıt üzerinde elde edilen sonuçlar sanılır.

Oysa kağıt üzerinde, çözümlenmeyen problem, çözüme kavuşturulmayan konu yoktur. Kısacası, kağıt üzerinde hayat, herkese çok güzeldir.

Gerçek ise bambaşkadır.

Peki, zihni hazır hale getirmek nasıl mümkündür?

* Akla dair olanı, akılla çözümlemek,

* Akla, akılla dışarıdan bakabilmek,

* Aklın ürettiğine hayal gücü ile hayal edilene de akıl ile bakabilmek,

* Duygular ile aklın arasında bir denge oluşturabilmek…

İnsan ve şirketler bunları gerçekleştirebildiği oranda, hem başarılı olacak, hem de başarısı süreklilik kazanacaktır.

Bir başka deyişle; biz ancak hazır olduğumuzda, Hızır’ın geldiğini fark edebiliriz…

 

Bir önceki yazı Ekip Zekası…

Bir yorum “Hazır, Hızır, Huzur…”

  1. Sema :

    Önceki seferlerde de olduğu üzere yazınızı beğeni ile okudum. Hayatın bize açtığı kapılar ve farkındalık ilişkisi bana şunu hatırlattı. Bazen kendi düşünce dünyamız çerçevesinde sınırlandırdığımız bir çözüme odaklanıyoruz ve hayatın bize sunduğu başka çözüm kapılarını göremiyoruz. Bir hikaye var; bir şehir sular altında kalacaktır ve şehri herkes terk ederken şehrin rahibi Tanrı beni kurtaracak diyerek kilisesinden ayrılmaz. Fakat her geçen gün sular yükselmeye devam eder; bu süre zarfında bir kayık, bir helikopter gibi farklı şekillerde rahibe yardım etmeye gelenler olur. Rahip hiçbirini kabul etmez ve boğulur. Daha sonra Tanrı’ya hesap sorar; ben sana güvenmiştim neden bana yardım etmedin diye. Tanrı da ona farklı şekillerde yardım gönderdiğini söyler. Hayatta bize açılan tüm kapıların farkında olabilmemiz temennisi ile…

    Saygı ve sevgiler…

Yorum yapın