Göçlerin Düşündürdükleri…

Mehmet Semih Söylemez

Yurt sözcüğü uzun zaman sonra tekrar kullanılmaya başladı. Yurt sözcüğünün yerine kullanılan ülke sözcüğü, yurdun şiirsel ruhunu hiç bir zaman taşımamıştı. “Yurt”, ait olduğumuz yerdir. Bu sözcüğün anlamı, bugün çok daha iyi anlaşılıyor…

“Göçmek”, “göç etmek”, “yer değiştirmek”, “başka diyarlara gitmek”, “mülteci olmak”… Son yıllarda tüm insanlığın gündemini oluşturan “göç” olgusu, bizi de derinden etkiliyor. Ve yurt dediğimiz yerin değerini yüreklerimize tekrar işliyor.

İnsanların yerlerinden yurtlarından edilmeleri, ait oldukları topraklardan koparılmaları büyük bir trajedi. İlginçtir ki bu zorunlu göçlerin oluşturduğu garip bir iklim oluştu ve “gitmenin” kolay söylendiği bir dönemi yaşıyoruz.

Oysa; kopmak kolay mıdır? Ait olduğumuz yerler, ait olduğumuz nesneler, ait olduğumuz hava, su, toprak… Sen bıraksan da onlar bırakmaz…

19. yy. İngiliz yazınının önemli isimlerinden biri olan George Eliot, bu konuyu ne güzel ifade eder. “Doğduğumuz yerlerde, nesnelerin bizler daha seçim yapma zahmetini tanımadan gönlümüzü fethettiği yerlerde, dış dünyanın yalnızca kişiliğimizin bir uzantısı gibi göründüğü yerlerde hissettiğimiz rahatlık gibisi yoktur.”

Evet… Ait olma duygusu çok değerlidir. Bize doğalmış gibi gelen birçok şeyi, insan kaybedince farkına varıyor.

Bütün bunları neden dile getiriyorum;

İş hayatında şirket  içi davranışlar  “ait olmak” ya da “ait olamamak” durumlarının en önemli göstergeleridir.

Ait hisseden insanlar; ne bir makamın, ne de nesne tutkusunun peşinde koşarlar. Sadece ve sadece orada olurlar ve işlerini düzgün yaparlar.  Sorumlu ve yetkili olduklarını sonuna kadar hissederler.

Ait olunmayan, eğreti hissedilen yerlerde ise; “çok az şeye sahibim” duygusu ağır basar ve bu az sahip olunan  “şey”lere tutku ile bağlanır ve paylaşmak istemez insan. Şirketlerde ait olmamayı yaşamak tam da bu noktada başlar.

“Bu nedenle bu insanlar küçük gruplar kurar ve grup dışındakilere karşı “saldırgan duvar”lar oluşturur.

Tıpkı hemşehri mahalleleri gibi…

Yaşadığımız yerleri içselleştirdiğimiz oranda, oralar da bize sahip çıkar… Ve yine ait olunan yer, ruhun parçası olur…

Sonra hiç beklemediğin ve sahiplenmeye ihtiyaç duyduğun bir zamanda farkına varırsın ki;  sen onu bıraksan da, ait olduğun yer seni bırakmaz…

 

Bir önceki yazı İnadına…

Yorum yapın