Doğduğumuz Gün…

Mehmet Semih Söylemez

Önce ebeveynlerin çok önemsediği, zamanın farkına varıldığında ise kişinin “benim doğum günüm” dediği özel gün…

Hayata ilk merhaba denilen o tılsımlı günü, sadece hayata adım atılan gün olmanın ötesinde, farklı anlamlara taşımak mümkün müdür?

Aborjinler doğum günlerini, “iyi bir şeyin gerçekleştiği” gün olarak kutlarlarmış. Ve bu yüzden de 365 günden herhangi biri, doğum günü olarak kutlanabilirmiş.

Evet… İyi bir şeyin gerçekleştiği günleri, alışkanlıklarımız “doğum günü” olarak kutlamamıza engel olabilir.

Ancak “iyi bir şeylerin gerçekleştirildiği yılı” temsil eden gün olarak doğum gününü kutlamak çok anlamlı olabilir.

Bir tarafta doğum günü için sadece “doğduğum gün” demek varken,

diğer taraftan “bu doğum günümde şu iyi şeyleri gerçekleştirdim” deme keyfine sahip olmak…

Bu iki düşünce, zamanı farklı algılamanın karşılığıdır.

Hayatı düz bir çizgi üzerinde giden bir zaman olarak algılayanlar, doğaldır ki; “zamanı biriktirmek” olarak bakar yaşa ve hayata…

Böyle bakanların yaşları her seferinde büyür…

Oysa hayat; düz bir çizgi olarak değil, derinlikler, yükseklikler, genişlikler, ileri geri gitmeler gibi üç boyutlu olarak algılandığında, zaman bir “saçınım”a dönüşür. Her yöne doğru akan bir ışık kütlesi gibidir o… Ve böyle algılayanlar için hayat bazen biriktirmek, bazen de birikmiş olanlardan eksiltmek gibidir.

Hayata buradan bakanların ise; yaşları bazen büyür, bazen de küçülür…

Bir bakmışsınız bu yıl 41 yaşına giren biri, gelecek yıl 40 yaşına girmiş…

Düşünebiliyor musunuz? Yılı iyi geçiriyorsunuz ve yaşınız küçülüyor.

İnsanın yazgısı tabii ki bellidir. Ancak yaşadığı zamanı düz bir hat üzerinde kurgulamak yerine, farklı zamanlara sıçrayabildiği ve kendi kurguladığı bir düzleme dönüştürmesi, hayatı çok daha anlamlı kılacaktır.

Bu düşünceler, bedene ve ruha daha bir “ihtimamla” bakmak, her doğum gününün geçmişi yaşatmak için değil, geleceği inşa etmek için bir neden olduğunu kabul etmek anlamına geliyor.

Yattığınızda 41 yaşındayken, uyandığınızda 40 yaşında olmak…

Bu mümkün… Yeter ki “yaşı yaş” olarak düşünmeyelim…

 

Bir önceki yazı Arınma Mekanları…

Yorum yapın