Beklentiler, Beklentilerimiz…

Mehmet Semih Söylemez

İnsanın duyguları ile gerçekler arasındaki ilişkinin kırılgan olduğu en önemli alanlardan biri, “beklentiler” olsa gerek.

Kırılgandır, zira; mutsuzluk buradan beslenir…

Çağımızın en büyük problemlerinin başında da bu ‘mutsuz insanlar’ın sayısının her gün artıyor olması geliyor.

Evet… Her gün sayı artıyor…

Bu konuda uzun zamandır düşünüyorum.

“Mutsuz insanların sayısı neden artıyor?” sorusu çözümlenebildiği oranda “hayat”ın değeri, kalitesi artar ve en önemlisi; pozitif bir dünyada yaşamak mümkün olabilir.

Bunun sağlanabilmesi için ise;  insanın, ‘beklenti’ ile gerçek arasında, tıkanmayacak kanallar ve dengeler kurabilmesi gerekiyor.

O denge kurulamazsa;

Beklentiler yüksek, gerçekler onu karşılamıyorsa, ‘umutsuzluklar’,

Beklentiler düşük, gerçekler daha olanaklı ise ‘anlamsızlıklar’ yaşamın öznesi olur…

‘Denge’… Sıradan görünen ve bir o kadar da derin, tılsımlı sözcük. Ve yine denge kendiliğinden kurulan, doğal bir olgu değildir.

Bu kalp ile damar arasındaki ilişki gibidir. Damarların belli bir çapta olması gerekir. Dar ya da geniş olması, farklı semptomlara neden olsa da, sonuçta ikisi de ölümcüldür…

Nasıl ki vücut bu konuda büyük bir denge kurduysa, yaşamda da benzer dengelerin kurulması gerekiyor…

Bu nedenle insan, içinde yaşadığı gerçeğin farkında olmalı, onu doğru okumalı ve bu durumun ışığında beklenti içine girmeli.

Sözlük, ‘beklenti’yi ; gerçekleşmesi beklenen şey olarak tanımlıyor.

Çoğu kişi içinde ‘kendi dışında gerçekleşen bir şey’ gibi algılanıyor bu durum.

Oysa, gerçek öyle mi?… Piyangodan büyük ikramiye çıkması beklentisine girmek için, önce bilet almak gerekiyor…

Umutla geleceğe bakmak için, beklentiler çok önemli. Ancak ‘beklenti habitatını’ kişi kendi oluşturur.

Habitatın yaşam kaynağı olabilmesi için, habitatı  tanımak, gerçeğini bilmek gerekiyor.

Rüzgarı yakalamak için, rüzgarı bilmek gerekiyor…

 

Bir önceki yazı Geleceğe Dönüş…

 

Bir yorum “Beklentiler, Beklentilerimiz…”

  1. Özgür BALÇIK :

    Beklentiler, beklentilerimiz yazınızı okuyunca aklıma her ay yaptığımız bütçe uygulamaları geldi. “Öngörülen” ve “Gerçekleşen”. Bağlama metodu ile beklenti ve bütçeyi ele alırsak, hazırladığımız bütçe ne kadar dengeli sonuçlanmışsa uzgörü anlamında o kadar huzurlu oluruz. Aksi olunca üzülürüz. Peki, kendimize soralım doğal yaşam alanımızı ne kadar tanıyoruz. Acizane ama Halisane bildiğim bir gerçek var oda şu ki; MARİFET=MUHABBET. Kendimizi, ailemizi, yaptığımız işi, çevremizi, doğayı v.s. ne kadar iyi tanırsak o kadar çok severiz. Çünkü; mutlu olmamız için çok nedenimizin olduğu kanaatindeyim.
    Saygılarımla,

Yorum yapın